HOCALI KATLİAMI

2

26 Şubat 1992 günü yaşanan vahşetten hemen sonra Hocalı bölgesini gezen
Fransız gazeteci Jean-Yves Junet gördüğü katliamın boyutlarını şu
cümlelerle anlatıyordu: “Pek çok savaş hikâyesi dinledim.
Faşistlerin zulmünü işittim ancak
Hocalı’daki gibi bir vahşete dilerim kimse tanık olmaz.”
Bundan yirmi yıl önce Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan
Hocalı'ya, o gün ki adıyla; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Silahlı
Kuvvetleri'ne ait 366. Alay'ın desteğindeki Ermeniler tarafından hain bir
saldırı düzenlendi.
Ermeni eşkıyasının baskınıyla bir anda can pazarına dönen, taş üstünde taş
bırakılmamak adına yakılıp yıkılarak kan gölüne çevrilen Türk Bölgesi
Hocalı’da ki kıyım tek kelimeyle top yekun imha harekatıydı.
Uluslar arası ajanslara göre gözü dönmüş Ermeni sürüsü tarafından katledilen
Türk sayısının 613 olduğu söyleniyordu. Ancak yapılan resmî açıklamalar
her ne kadar bu şekilde ifade olunsa da, hakikat aslında çok daha korkunç
boyutlardaydı.
Çünkü görgü tanıklarının anlattıkları, katliamın bilançosunun bin üç yüz kişi
olduğunu kanıtlıyordu. Demek oluyor ki; Hocalı Katliamı dünya
kamuoyundan kasıtlı olarak gizlenmek istenmişti.
Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını her fırsatta iddia etse de, Rus ordusuna
ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, adı
geçen alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.
O gün Hocalı’da yaşananlara tanıklık edenlerin ifadelerine ve eldeki kanıtlara
bakıldığında yapılan caniliği tarife imkân olmadığı gibi insan hafzalasının
alması da mümkün değildir. Yani bu şu demek oluyor,” Ermenilerin
Hocalı’da Türk’e yaptığı zulüm ve katliamın tarihte bir eşi daha
yaşanmamıştır. Ve yaşanamaz!”

Öyle ki; karınları yarılarak bebeleri süngü uçlarında sallandırılan 56 hamile
kadın bu eşi benzeri görülmedik soykırıma tabii tutularak korkunç
işkencelerle yok edilmişlerdir. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken,
1275 kişi tutsak edilmiştir, Hocalı halkından bazıları Ermeni
mezbahalarından canını kurtarmayı başarmışlarsa da, gördükleri karşısında
yaşadıkları travmanın hafızalarında bıraktığı tahribattan bir daha asla
kurtulamadılar.
Tanıkların anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamamışlar fakat
katliam sonrası Hocalı'ya girenler gördükleri tüyler ürperten manzara
karşısında donup kalmışlardır.
Bir gazeteci, orada yaşananları şu sözlerle aktarmaktadır:
“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım.
Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan
Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum.
Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve
Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan
gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni kasaplarının
bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar,
ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında
çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı
kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun
diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış,
genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri
yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca
cesetler dizilmişti.”
Hocalı Soykırımı`nın yapıldığı yerde Azerbaycanlı muhabir Çingiz
Mustafayev ile birlikte bulunmuş Rusyalı televizyon muhabiri Yuri
Romanov kendisinin “Ben savaşı çekiyorum” adlı kitabında sivillerin
katledildiği bölgeye gittikleri anı şöyle naklediyor:
“Ben helikopterin camından bakıyordum ve gördüğüm, bu insanlık dışı
dehşet verici manzara gerçek anlamda beni hayretler içinde bırakıyordu.
Karın eridiği dağ yamacının gölgesinde sararmış otların üzerinde
insan cesetleri bulunuyordu. Büyük bir alan kadın, yaşlı ve çocukların
cesetleri ile doluydu. Cesetler arasında bulunan ninesine (anneannesine)
sarılmış küçük kız cesedi, insanı yakan bir manzara idi. Beyaz saçlı, başı açık
ninenin yanına küçük kız uzanmıştı. Nedense, onların ayaklarını dikenli
tellerle bağlamışlardı. Ninenin elleri de bağlıydı. Her ikisinin kafasında
kurşun yarası vardı. Yaklaşık 4 yaşındaki kız çocuğu hayatının
son anında ellerini ölmüş anneannesine uzatmıştı. Bu sahneden o
kadar etkilendim ki, kamerayı bile unuttum…".

Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların
desteklediği yönünde ciddi kanıtlar vardır. Ermeni gönüllülerden oluşan
silahlı gruplar sistematik olarak Karabağ’a yerleştirilmişlerdir. Ve bu olayın
hemen ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile
SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) kanunları dahilinde olmayan
silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan
silahlara el konulmuştur. Bu kanunun yayımının peşinden Azerbaycan’ın
bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere her tür silah
toplanmıştır, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine
getirilmiştir.
1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan
Azerilere yönelterek saldırılara başlamışlardır. Buna bağlı olarak otobüs
baskınları, yol kesme gibi terör eylemleri yapmışlardır. Ermenilerin neden
oldukları olaylardan ötürü 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri,
Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Takvimler Ekim 1991’i
gösterdiğinde ise ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir.
Görüldüğü üzere sözüm ona her dönemin kuzu postu giymiş kurdu rolünü
oynayan eli kanlı Ermeni, gün geçmiyor ki Türklerin kendilerine soykırım
yaptığı yaygarasında bulunmasınlar. Fakat artık bu yalanlara öylesine alıştık
ve toplum olarak öylesine kanıksar hale getirildik ki, korkarım bundan böyle
bu tür hezeyanlar olmazsa ciddi şaşkınlık ve hatta travma yaşayacağız. Bu
nedenle vakit geçirmeden aslında bize neler yapılmaya çalışıldığını farkına
varıp biran önce kendimize gelmemiz gerekiyor. İşte o zaman, ümit
ediyorum ki 26 Şubat’larda “Hocalı Katliamına” gereken hassasiyeti ve
tepkiyi göstererek “Hepimiz Azeri’yiz! Hepimiz Türk’üz!”
diyebiliriz!

HOCALI KATLİAMI
Bir kızıl geceydi
Soğuktu zemheriydi
Salyalarla saldıranlar
Kudurmuş Ermeniydi!
İnsanlık sus pustu
Dilsizdi, sağırdı, cüceydi!
Bunun adı nefret
Bunun adı vahşet
Bunun adı kıyametti
Bir kızıl geceydi

Soğuktu, zemheriydi
Kesilen bin üç yüz candan
Elli altı kadın hamileydi!
Karınları deşildi
Bebeleri çıkartılıp kesildi
Bunun adı nefret
Bunun adı vahşet
Bunun adı kıyametti!
Bir kızıl geceydi
Soğuktu zemheriydi
Ay Şubat, gün yirmi altı
Sene bin dokuz yüz doksan ikiydi
Saldıran Ermeni
Yok edilen Azeri’ydi
Hocalı sahipsiz, Hocalı çaresizdi!.
Bunun adı nefret
Bunun adı vahşet
Bunun adı kıyametti!
Rafet SERTOĞLU