‘Kısa yoldan kazanç ve şöhret gayesi YouTuberlığa özendiriyor’

302

İSTANBUL – İzzet Taşkıran

Video paylaşım sitelerine içerik hazırlayarak, kısa yoldan şöhret ve gelir sağlayan YouTuberlığın çocuk ve gençler arasında hızla yayılmasının çocuk istismarı ve psikolojik sorunları beraberinde getirdiği bildirildi.

Uzmanlar, ailelerin kazanç elde etme uğruna çocukların sosyal medyadaki faaliyetlerine göz yumabildiğine dikkati çekerek, içerikleri yeterli ilgiyi görmeyen, daha önceki şöhretini kaybeden veya bir süre sonra olumsuz yorum alan çocukların gelecekte onarılmayacak psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini kaydetti.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Murat Kırık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal medyanın gelişim göstermesiyle birlikte video paylaşım sitelerinin popüler hale geldiğini belirtti.

Kırık, Türkiye’de en çok tercih edilen sosyal paylaşım ağının “YouTube” olduğunu ifade ederek, “Z kuşağı olarak adlandırılan gençler, tüketen üretici durumuna geldi. Yani hem kendi kanalını oluşturan hem de diğer kanalları takip eden bir nesil oluştu. Özgün fikirlerin ortaya çıktığı, oyundan, spora, sanattan, edebiyata çok farklı kategorilerde kanalların açıldığı görülüyor. Özellikle dijital teknolojilerin daha düşük maliyeti, video kameralar yerine akıllı telefonlarla gerçekleştirilebilen çekimler YouTuber olarak adlandırılan içerik üreticilerinin her geçen gün sayısını arttırdı. Çünkü prodüksiyon maliyetleri dijital teknolojilerle birlikte gittikçe düştü.” diye konuştu.

YouTuberlığın çocuk ve gençler arasında hızlıca yayılmasının altında hazcılık, çevreye özenme ve narsizmin olduğunu söyleyen Kırık, açılan bazı kanallarda ailelerin çocuklarla videolarda yer aldığının görüldüğünü aktardı.

Çocuklarla boyama yapmanın ve sürpriz oyuncakları birleştirmenin farklı bir trend oluşturulmasına imkan tanıdığına işaret eden Kırık, “Tabii bu yükselen yeni trend karşısında ailelerin çocuklarını YouTuber olma noktasında teşvik ettiği de görülüyor. Çünkü bu işin aynı zamanda maddi bir boyutu da bulunuyor. YouTuberlık, aileler için bir kazanç kapısı oluşturdu.” değerlendirmesini yaptı.

Doç. Dr. Kırık, video kanallarının günlük halini aldığını anlatarak, şöyle devam etti:

“Özgün ve ilgi çekici videolarla birlikte kişisel YouTube kanalı oluşturduktan sonra kullanıcılar abonelik sistemiyle kanalları takip etmeye başlamakta ve izlenen her video YouTubera gelir olarak dönmektedir. Kimi zaman viral reklamlarla da gelir elde edebilmek mümkün. Bazı firmalar, YouTuberlara sponsor olarak reklamlarını verebiliyor. Tam bu noktada özellikle çocuklar daha fazla izlenebilmek adına çok tehlikeli işlere imza atabiliyor. Bir binanın çatısından çekilen görüntüler, ölümle sonuçlanabilecek motosiklet videoları, deterjan ve birbirinden farklı ilaçları eş zamanlı bir şekilde yutma denemeleri büyük riskler taşıyarak, bu videoları izleyen çocukları da birçok açıdan tehdit ediyor. Burada önemli olan dikkat çekmek, beğenilmek ve izlenmek olduğu için çocuklar açısından her yol mübah algısı oluşturuyor. Türkiye’de ağ sistemi üzerinden reklam gelirlerini alabilen YouTuber’lar kimi zaman aynı tip içerikleri oluşturabiliyor. YouTuber sayısı arttıkça özgünlük ortadan kalkıyor. Genç kızlarda makyaj, erkeklere ise oyun kanalları son derece popüler bir duruma geldi. Ayrıca Z kuşağı, bu popüler kanal sahiplerini kanaat önderi olarak da nitelendiriyor. Onların yaptıklarını yaparak, düşüncelerini benimseyebiliyor. Bu durum birtakım olumsuzluklara da sebebiyet verebilirken çocukları psikolojik olarak gelecekte onarılmayacak sorunlarla karşı karşıya bırakabiliyor.”

“Çocukların bilinçaltına mesaj gönderiliyor”

Türkiye’de YouTuberların hızla arttığının altını çizen Kırık, “Kısa yoldan kazanç ve şöhret gayesi de çocukları ve gençleri YouTuberlığa özendiriyor. Nitekim aileler de kazanç uğruna bu duruma zaman zaman göz yumuyor. Her kanalı olumsuz olarak nitelendirmek elbette yanlış olacak ancak bazı kanallarda çocukların bilinçaltına doğrudan subliminal mesajlar gönderildiği de açık. Ailelerin video içeriklerini denetlemesi ve çocuklara yol göstermesi, bu noktada son derece önemli. Yine bu tarz olumsuzluklarla mücadele noktasında dijital okuryazarlık panzehir durumunda.” değerlendirmesini yaptı.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ise 5-15 yaş arası çocukların gözlerini video sitelerinden ayıramadıklarını belirtti.

Sayar, çocukların ünlü YouTuber olma hayali kurduklarını, ebeveynlerin de şaşkınlık ve endişe içinde bu durumu izlediklerini kaydederek, “Ebeveynler için çocuklarını dış dünyaya açan bu ürkütücü, güvensiz, yabancı kapı, çocuk ve gençler için dünya ile iletişim kurmanın eğlenceli bir yoludur. Değişen dünyanın iyi ve kötü özelliklerine uyum sağlayabilen, doğruyu yanlışı ayırt edebilen ve kendisini tehlikelerden koruyabilen çocuklar yetiştirebilmek ne yazık ki onların bu gibi sosyal mecralarla iletişimlerini keserek olamıyor.” dedi.

Bu tehlikeden kurtulmak için anne ve babanın sosyal medyanın doğru kullanımı konusunda çocuklarına örnek olması gerektiğini dile getiren Sayar, çocuğu doğduğu andan itibaren her anını sosyal medyadan paylaşan ebeveynin, çocuğundan sosyal medyadan uzak durmasını, özel hayatının mahremiyetine dikkat etmesini beklemesinin pek mantıklı olmayacağını bildirdi.

Sayar, ailelerinin her anlarını paylaşan yetişkinlerin bazen daha çok izleyici toplamak adına “şaka” adı altında çocuklarına olmadık eziyetler edebildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz yıl YouTube videolarında izleyicileri eğlendirecek bir şaka olarak çocuklarını yapmadıkları işlerle suçlayıp tartaklarken, onlara küfürler edip oyuncaklarını kırarken çektikleri görüntüleri paylaşan bir çift, 5 çocuğundan ikisinin velayetini kaybetmişti. Ailelerin sosyal mecrada yapabilecekleri istismar, bu kadarla da sınırlı değil. Çocuğunun gündelik faaliyetlerini ve eğitimini aksatacak biçimde YouTube kanalında paylaşım yapmasını destekleyerek bu işten reklam geliri elde etme çabasında aileler de var. Bu da çocuk istismarının modern ve teknolojik bir türü olsa gerek. Çocuklarının bu durumdan memnun olduğunu bildiren açıklamaları ise ne yazık ki bu aileleri haklı kılmaz. Zira çocuklarla ilgili ebeveynlerin doğru karar verme yükümlülükleri vardır. Çocuğun muhakemesi henüz gelişmemiş olduğundan kendisi ile ilgili istediği her şeyin onun için en doğrusu olacağını kabul etmek büyük hata olur.”

“Kanal açmak için izin isteme çok önemli”

Çocukları video paylaşım sitelerinden uzak tutmanın veya sosyal medyayı yasaklamanın çözüm yolu olmayacağının altını çizen Sayar, “Sosyal mecralar, bilinçli kullanıldığında çocuğun kendini ifade etmesine, dijital video becerilerini öğrenmesine, arkadaşlarıyla paylaşmasına, yaratıcı bir şekilde deneyler yapmasına yardımcı olacak. Endişelerinizi alabileceği faydalarla dengelemek önemlidir. Örneğin, ‘YouTube’ kanalı açmak için izin isteyen bir çocuk, bunun için izin istemiş olmasının ne kadar önemli ve güzel olduğu belirtilerek, takdir edilmelidir. Gizli kapaklı yapacakları işlerde ne yazık ki sizin rehberliğinizden ve denetiminizden faydalanamayacaklardır. Bu nedenle ‘izin isteme’ çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

“Çocuk ve gençler için paylaştıkları her içeriğin beğeni almadığını, bazen hiç kimsenin umurunda olmayabileceğini görmek, eğer doğru biçimde ele almazsanız oldukça üzücü ve özgüven sarsıcı bir deneyim olabilir.” diyen Sayar, ebeveynlerin çocuğa insanların bakış açılarındaki farklılıkları anlatması, beğeni bildirilmese de bunu yapabilmiş olmasının bile çok değerli olduğunu bildirmesi gerektiğini vurguladı.

Sayar, bu tür deneyimlerin kişilik gelişimine olumlu katkıda bulunacağını, ayrıca izleyicilerin ya da ona rehberlik eden anne ve babanın geri bildirimlerinden sonuç çıkararak, paylaşımlarını düzenleyebilmesinin çocukların öğreneceği çok önemli bir beceri olduğunu dile getirdi.